20 Nisan 2010 Salı

Sn. Adnan Oktar Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e Atılan İftrilara Cevap Veriyor

                                                                                     

18 Nisan 2010 Pazar

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)



Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir. (Ahzab Suresi, 40)
Allah'ın yukarıdaki ayetinde bildirdiği gibi, Hz. Muhammed (sav) son peygamberdir. Kuran'daki "de ki" ile başlayan ayetlerle Allah Peygamberine söylemesi gerekenleri bildirmiş, Hz. Muhammed (sav) bu ayetlerle tebliğ yapmıştır.
Allah'tan korkan ve bağışlanmayı isteyen kulların kendisine uyması gerektiğini Hz. Muhammed (sav) şöyle tebliğ etmiştir:
De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Al-i İmran Suresi , 31)
Hz. Muhammed (sav)'in bu çağrısı bugün yaşayan tüm insanlar için geçerlidir. Allah dinini tebliğ etmeleri için gönderdiği elçilere tam bir itaati emretmiş, birçok ayette elçiye itaatin aslında Kendisine itaat olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle elçiye itaat, dinin en önemli ve hayati konularından biridir. Ve bu itaatin gösterilmesi de elbette elçinin tebliğ ettiği konuları tam bir teslimiyetle uygulamakla olur.

Hz. Muhammed (sav) Tüm Resuller Gibi Hiçbir Ücret İstemediğini Belirtmiştir

Hz. Muhammed (sav) diğer elçiler gibi kavmine öncelikle, yaptığı tebliğ karşılığında hiçbir ücret istemediğini, her yaptığını Allah için yaptığını ve karşılığını Allah'tan beklediğini bildirmiştir. Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'e, insanlardan hiçbir karşılık beklemediğini söylemesini emrettiği ayetlerden bazıları şu şekildedir:
İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: "Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O (Kuran), alemlere bir 'öğüt ve hatırlatmadan' başkası değildir." (Enam Suresi, 90)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
Bir başka ayette ise kavmine hiçbir menfaat beklemediğini bildiren Hz. Muhammed (sav), onlara asıl amacını şöyle bildirmiştir:
De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum." (Furkan Suresi, 57)
Allah'a İman Etmek İçin Mucizeler Görmek İsteyenlerin, Mucize Görseler de İman Etmeyeceklerini Açıklamıştır
Allah'ın varlığının delilleri apaçık olduğu halde inkar edenler, iman etmemek için bahaneler arar ve Allah'ın kendilerine mucizeler göndermesini isterler. Hz. Muhammed (sav)'in kavmi de ona tabi olmamak için kendilerine bir delil göstermesini istemişlerdir. Ancak bu insanların Allah'tan mucizeler istemelerinin nedeni onu gördüklerinde iman etmek veya imanlarını sağlamlaştırmak değildir. Söyledikleri sadece teslim olmamak için öne sürdükleri bir bahanedir. Allah Hz. Muhammed (sav)'e bu insanlara şöyle söylemesini emretmiştir:
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah Katı'ndadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (Enam Suresi, 109)
Her insanın Allah Katı'nda belli olan bir ölüm vakti vardır. O an geldiğinde Allah'ın görevlendirdiği melekler insanın canını almaya gelirler. Eğer imanlı bir insanın ölümüyse melekler ona selam verip, onu cennetle müjdeleyip, canını kolaylıkla alırlar. İnkar edenlerin canları ise yüzlerine ve sırtlarına vurularak alınır. Melekler onlara aşağılatıcı bir azaba gireceklerini bildirirler. O anda iman etmeyen insanlar gördükleri apaçık gerçeğe teslim olurlar. Ancak bu andan sonra insanın iman etmesi ona bir fayda sağlamaz, çünkü artık kendisine verilen süre dolmuştur. Allah iman etmemek için bahane arayan insanlara bu gerçeği bildirmiş ve Hz. Muhammed (sav)'e insanlara şöyle söylemesini emretmiştir:
Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz." (Enam Suresi, 158)
Hz. Muhammed (sav) Kavmine Kendisinin Yalnızca Bir İnsan Olduğunu Hatırlatmıştır
Allah'tan korkmayan insanlar sahip oldukları gurur nedeniyle-vicdanları kabul etse dahi-bir insana tabi olmak, onun kendilerinden üstün olduğunu kabul etmek istemezler. Daha önceki elçilerin kavimlerinde de gördüğümüz gibi bu tip insanlar elçilerin insanüstü özellikler taşıması gerektiğini savunurlar. Hz. Muhammed (sav)'in kavmi de ona tabi olmamak için bunlar gibi, birçok bahane ortaya atmış, onun pazarlarda gezen, normal bir insan olduğunu söyleyerek peygamber olamayacağını söylemişlerdir.
Hz. Muhammed (sav) de böyle beklentileri olan kavmine kendisinin yalnızca bir insan olduğunu ve kurtuluşa ermek isteyenin ancak Allah'a yönelmesi gerektiğini tebliğ etmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (Kehf Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik." De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 95-96)
Yine kavmin bu şekildeki beklentilerine karşılık Hz. Muhammed (sav), onlara kendisinin yalnızca bir uyarıcı olduğunu, sadece Allah'ın emirlerini yerine getirdiğini, kendisine uyanların ise hidayet bulacağını bildirmiştir:
De ki: "Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık onun (peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir." (Nur Suresi, 54)
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum." "Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım." Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir. (Neml Suresi, 91-93)
Hz. Muhammed (sav) Kavmine Kendisinin Allah'a Teslim Olduğunu Bildirmiştir
Her inkarcı kavim gibi Hz. Muhammed (sav)'in kavmi de onunla Allah hakkında tartışmalara girmeye kalkmıştır. Hz. Muhammed (sav) bu şekilde çirkin bir tavır gösteren kavmine kendisinin Allah'a teslim olduğunu tebliğ etmişti:
De ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis) olanlarız." (Bakara Suresi, 139)
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Hz. Muhammed (sav) Kavmine Yalnızca Allah'a İman Ettiğini ve O'na Hiç Kimseyi Şirk Koşmayacağını Söylemiştir
Hz. Muhammed (sav), kavmine Allah'ın tek ilah olduğunun delillerini anlatmış ve onları iman etmeye davet etmiş, aksi takdirde azapla karşılık göreceklerine dair uyarmıştır. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi, 108)
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum." De ki: "Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim." De ki: "Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam." "(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah'a ve O'nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır." (Cin Suresi, 20-23)
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." "Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum." De ki: "Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım." De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim." "Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir." (Zümer Suresi, 11-15)
Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz." (Neml Suresi, 64)
Hz. Muhammed (sav) İnkar Edenlere Asla Uymayacağını Belirtmiştir
Hz. Muhammed (sav) kendisini doğru yoldan çevirmeye çalışan, ona iftiralar atarak, öldürmekle ve yurdundan sürmekle tehdit eden kavmine onların hevalarına uymayacağını şöyle tebliğ etmiştir:
De ki: "Ben, sizin Allah'tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum." De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz (azab) yanımda değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır." (Enam Suresi, 56-57)
Hz. Muhammed (sav) Kavmine Allah'a Eş Koştukları Ortakların Hiçbir Güce Sahip Olmadıklarını Anlatmıştır
Kavmine Allah'ın tek ilah olduğunu hatırlatan Hz. Muhammed (sav), aynı zamanda Allah'a eş koştuklarının hiçbir şeyi yaratamayacaklarını, kimseye zarar vermeye veya fayda sağlamaya güçleri yetmeyeceğini de çeşitli şekillerde tebliğ etmiştir. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler. (İsra Suresi, 56)
De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin." (Ahkaf Suresi, 4)
De ki: "Allah'ın dışında (Tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (Sebe Suresi, 22)
De ki: "O'na (kulluk etmede) eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (Sebe Suresi, 27)
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)
Hz. Muhammed (sav) Allah'ın Belirlediği Kadere Tevekkül Etmeyi Hatırlatmıştır
Allah herşeyi bir kader üzerine yaratmıştır. İnsan hayatı boyunca Allah'ın belirlediği bu kaderi yaşar. Hz. Muhammed (sav), kavmine Allah'ın kendileri için yazdığının dışında hiçbir şeyle karşılaşmayacaklarını, bu nedenle an an yaşadıkları olaylarda Allah'a tevekkül ederek ecir kazanmalarını söylemiştir:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Hz. Muhammed (sav) Gaybın Bilgisinin Ancak Allah'ın Katında Olduğunu Bildirmiştir
Kuran'da "gayb" kelimesi, insanın algılarının ve ilminin kendisine uzanamadığı, gözden gizli olan herşeyi ifade eder. Kuran'da Allah'ın varlıklarından haber verdiği, ama mahiyetlerini gerçek anlamda bilemediğimiz yerler, varlıklar, geçmişe ait bilgi ve haberler gayb kavramının içinde yer alır. Gaybın bilgisi yalnızca Allah'ın Katı'ndadır. Ve Allah ancak dilediği insana bu bilgiyi vereceğini bildirmiştir. Hz. Muhammed (sav), gaybı yalnız Allah'ın bildiğini şu şekilde tebliğ etmiştir:
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (Kehf Suresi, 26)
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar." (Neml Suresi, 65)
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir. (Sebe Suresi, 48)
Hz. Muhammed (sav), Kavmine Allah'ın Sonsuz Gücünü Tebliğ Etmiştir
İnsanın yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan her şartı yaratan Allah'tır. Dünya'nın Güneş Sistemi içindeki yeri, hayat için gerekli ortamı sağlayan atmosfer, yerkürenin büyük bir bölümünü kaplayan ve yaşam için varlığı zaruri olan su, Dünya'nın hareketleriyle her sabah güneşin doğması, her akşam tekrar batması ve bunlar gibi pek çok olay Allah'ın izni ile gerçekleşir.
İşte Hz. Muhammed (sav) kavmine Allah'tan korkmaları için O'nun üstün kudretini hatırlatmıştır:
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek ilah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?" De ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz? (Kasas Suresi, 71-72)
Hz. Muhammed (sav) ahirete inanmayanlara Allah'ın dünyadaki yaratılış delillerine bakarak öğüt almalarını bildirmiştir. Bu kusursuz yaratılış delillerini gören insanların önemli bir gerçeği daha anlamaları gerekir. Tüm bunları yaratmaya kadir olan Allah elbette ahirette bunların benzerlerini de yaratacaktır. Hz. Muhammed (sav) bu önemli gerçeği kavmine şöyle bildirmiştir:
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir." (Ankebut Suresi, 20)
Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu ve herşeyin Yaratıcısı olduğunu anlatmıştır.
İnsan eksikliklere ve zaaflara sahip aciz bir varlıktır. Allah'ın dilemesiyle yaşamını sürdürür. Oysa herşeyin Yaratıcısı olan Allah tüm eksikliklerden uzaktır ve tüm kusurlardan münezzehtir. O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Hz. Muhammed (sav), kavmine bunu tebliğ etmiştir:
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.) De ki: "Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım." (Enam Suresi, 14-15)
Yine Hz. Muhammed (sav), kavmine Allah'ın eşi, benzeri olamayacağını, herşeyin tek sahibi olduğunu şöyle anlatmıştır:
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
Allah Dilemedikten Sonra Kimsenin Kimseye Bir Fayda ya da Zarar Vermeye Güç Yetiremeyeceğini Tebliğ Etmiştir
Cahiliye toplumlarının önemli özelliklerinden birisi, bu insanların birçoğunun Allah'a iman etmeleri, ancak O'nun büyüklüğünü ve gücünü takdir edememeleridir. Hz. Muhammed (sav) kendilerine "sizi kim yarattı?" diye sorduğunda "Allah" diye cevap veren, ancak O'nu tanımayan kavmine herşeyin O'nun kontrolünde olduğunu ve Allah'a şirk koştuklarının onlara hiçbir yarar sağlayamayacağını anlatmıştır:
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer Suresi, 38)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar. (Ahzab Suresi, 17)
Allah'ın Büyüklüğünü ve Her Şeyin Sahibi Olduğunu Bildikleri Halde Nasıl Olup da Gaflet İçinde Olabildiklerini Sormuştur
Hz. Muhammed (sav), Allah'ın varlığını bildikleri halde O'nun üstün kudretini düşünmeyen, bundan dolayı O'nun büyüklüğünü takdir edemeyen kavmine, Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü ikrar ettirmiştir. Ve bunun ardından, onları öğüt almaya ve korkup sakınmaya davet etmiştir:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" (Müminun Suresi, 84-89)
Hz. Muhammed (sav) Allah'ın Tevbe Edenlerin Günahlarını Bağışlayacağını Müjdelemiştir
Allah merhametlilerin en merhametlisidir. Allah'ın samimi kulları bir hata yaptıklarında karamsarlığa kapılmazlar. Çünkü insanların hataları karşısında yapmaları gereken hüzünlenmek değil hemen Allah'a yönelerek O'ndan bağışlanma dilemektir. Allah Hz. Muhammed (sav)'e bu konu ile ilgili olarak kavmine şöyle söylemesini emretmiştir:
... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Allah'ın Yolunun Tek Doğru Yol Olduğunu Bildirmiştir
İnsanın şerefli ve güzel bir hayat yaşayabileceği tek yol Allah'ın çağırdığı yoldur. Başka varlıkların rızasını arayarak, Allah'a ortak koşanlar hem dünyadaki yaşamlarında hem de ölümden sonraki ahiret hayatında büyük bir aşağılanmayla karşılık göreceklerdir. Bu nedenle Hz. Muhammed (sav), kavmine dünya ve ahiret kurtuluşunu veren asıl yolun Allah'ın yolu olduğunu tebliğ etmiştir:
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam Suresi, 71)
Allah'ın Gizlinin Gizlisini Bildiğini Haber Vermiştir
Bazı insanlar gizli bir kötülük işlerken, bunu kimsenin görmediğini düşünerek sevinirler. Oysa Allah göklerde ve yerde olan herşeyi bilir. İnsanın an an yaptığı herşeye şahittir. İnsanlar dünyada yaptıkları herşeyin hesabını herkesin toplandığı din gününde Allah'ın huzuruna çıkarak vereceklerdir. Hz. Muhammed (sav) bu önemli gerçeğe dikkat çekmiş, kavmine Allah'ın herşeyi bildiğini, bir şeyi gizleseler de, açıklasalar da zaten Allah'ın ondan haberdar olduğunu hatırlatmıştır. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (Al-i İmran Suresi, 29)
De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 96)
Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem." "Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir." (Enbiya Suresi, 109-110)
De ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkar edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır." (Ankebut Suresi, 52)
De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, herşeyi bilendir." (Hucurat Suresi, 16)
Allah'tan Başka Bir Koruyucu Olmadığını Çeşitli Örneklerle Açıklamıştır
İnsanın tek dostu ve koruyucusu kendisini yaratan Allah'tır. Ancak Allah'tan korkmayan insanlar bunu kabul etmek istemezler. Onlar kendilerini Allah'ın varlığını ve üstün kudretini gözardı etmeye şartlandırmışlardır. Ancak öyle anlar vardır ki insan Allah'tan başka hiçbir varlığın kendisine asla yardım etmeyeceği gerçeğini çok iyi anlar.
İşte Hz. Muhammed (sav) insanlara bu gerçeği hatırlatmıştır. Örneğin insan bir sıkıntıya, bir zarara uğradığı zaman, onun Allah'tan başka kendisini kurtarmak için çağırabileceği hiçbir yardımcısı yoktur. İnsan böyle bir olayla karşılaştığında Allah'a ortak koştuğu varlıkların kendisine hiçbir faydası dokunmayacağını anlar. O halde insanın henüz fırsat varken kendisine hatırlatılan bu gerçek üzerinde düşünmesi, Rabbimizden başka kimseden yardım göremeyeceğini unutmaması gerekir. Bu konu ile ilgili olarak Hz. Muhammed (sav), kavmine şu hatırlatmayı yapmıştır:
De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer size Allah'ın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım.)" Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız, dilerse kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz. (En'am Suresi, 40-41)
Müslümanlara Kalplerine İman Verdiği İçin Allah'a Şükretmelerini Hatırlatmıştır
Allah yeryüzünde iman edenlerin sayısının her zaman az olacağını ve ancak bu azınlığın ebedi olarak cennete kavuşacağını bildirmiştir. Bu yüzden iman, bir insana hayatında verilebilecek en büyük lütuflardan biridir. Ancak Peygamberimiz (sav) döneminde bazı insanlar iman ettikten sonra sanki Hz. Muhammed (sav)'e bir iyilik yapmışlar gibi ona minnet etmeye kalkışmışlardır. Bu, son derece yanlış mantığı açıklamak için Hz. Muhammed (sav), kavmine şu hatırlatmayı yapmıştır:
Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)" (Hucurat Suresi, 17)
Kuran'ı Allah'ın Gönderdiğini Tebliğ Etmiştir
Hz. Muhammed (sav)'e tabi olmak istemeyen inkarcılar, Kuran'ı inkar etmek için birçok bahane öne sürmüşlerdir. Bu iddialardan en büyüğü Kuran'ın Hz. Muhammed (sav) tarafından yazıldığıdır. Oysa Kuran içinde, insan yazması olamayacağını tasdik eden sayısız mucizeyi barındırmaktadır. Hz. Muhammed (sav), kavmine bu gerçeği hatırlatmış ve Kuran'ı Allah'ın gönderdiğini bildirmiştir. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Furkan Suresi, 6)
De ki: "Gördünüz mü haber verin; eğer o (Kuran) Allah Katı'ndan ise, sonra siz onu inkar etmişseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapık kimdir?" (Fussilet Suresi, 52)
Kuran Allah'ın kullarından istediklerini, onların yaratılış amacını, dünyada ve ahirette nasıl davranmaları gerektiğini ve insanın öğrenmesi gereken daha pek çok şeyi bildirdiği hak kitaptır. Hz. Muhammed (sav) de Allah'ın kelamı olan Kuran için kavmine şöyle demiştir:
De ki: "Bu (Kuran), büyük bir haberdir." Sizler ise, ondan yüz çeviriyorsunuz. (Sad Suresi, 67-68)
Allah'tan Başka Hiçbir Varlığın, Kuran'ı İndirmeye Güç Yetiremeyeceğini Bildirmiştir
Kuran'ın insan tarafından yazıldığını iddia edenler, onun sahip olduğu mucizelerden, Allah'ın sonsuz hikmet içeren sözlerinden habersizdirler. Oysa Kuran değil bir insanın, bütün insanların ve cinlerin dahi biraraya gelerek yazamayacakları bir kitaptır. Ve Hz. Muhammed (sav) bu konu ile ilgili olarak kavmine şöyle bildirmiştir:
De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kuran'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler." (İsra Suresi, 88)
Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Yunus Suresi, 38)
Kuran'ın Müslümanlar İçin Bir Müjde ve Hidayet Rehberi Olduğunu Bildirmiştir
Bu konudaki bir ayet şöyledir:
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." (Nahl Suresi, 102)
Yine Hz. Muhammed (sav) Kuran'ın insanı hidayete yönelttiğini şu şekilde tebliğ etmiştir:
De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kuran) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır." (Sebe Suresi, 50)
Kavmine Duanın Önemini Bildirmiş ve Onları Allah'a Dua Etmeye Çağırmıştır
İnsanın Allah'a olan yakınlığının artmasına vesile olacak en önemli ibadetlerden birisi duadır. İnsan istediği herşey için Allah'a dua etmelidir. Ve Allah kullarının tüm dualarına karşılık vereceğini haber vermiştir. Bu yüzden Allah'tan bağışlanmayı uman, dünyada samimi bir mümin olarak yaşamak, ahirette de ebedi bir kurtuluş yurdu olan cenneti kazanmak isteyen her mümin dua ibadetini yerine getirir. Kuran'da emredildiği gibi Allah'a sürekli dua eder. Hz. Muhammed (sav) duanın Allah Katı'ndaki değerini Müslümanlara şöyle tebliğ etmiştir:
De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (Furkan Suresi,77)
Hesap Günü Kimsenin Başkasının Günahını Yüklenemeyeceğini Haber Vermiştir
Dini yaşamak isteyen birçok insan yakın çevresinden, yaptığı ibadetler için, "bunları yapmana gerek yok, ben senin günahlarını yüklenirim" gibi sözler duymuştur. Oysa hesap gününde herkes Allah'ın karşısında durup tek başına hesap verecektir. O gün herkes yalnızca kendi yaptığından sorumlu tutulacaktır. Kimseye başkalarının günahları sorulmayacak, kimse de kimsenin günahını yüklenmeyecektir. Hz. Muhammed (sav) bu konuyu şöyle tebliğ etmiştir:
De ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir." (Enam Suresi, 164)
Kavmine Dünya Hayatının Yararının Ahirete Göre Çok Az Olduğunu Bildirmiştir
Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'in kavmini denediği imtihanlardan birisi savaş olmuştur. Bu insanlardan bir kısmı savaşa çıkmaları gerektiğinde insanların kendilerine bir zarar vermesinden korkmuş ve geride kalmak istemişlerdir. Elbette bunun altında ölüm korkusu ve dünya sevgisi vardır. Oysa dünya hayatı çok kısadır. İnsan savaşta veya başka bir yerde ama mutlaka Allah'ın kendisi için belirlediği zamanda ölecektir. Bu sebeple ölmekten veya başka bir şeyden korkarak Allah'ın rızasını gözardı etmek, insanın ahireti için çok büyük bir kayıptır. Bu nedenle Hz. Muhammed (sav), kavmine dünya hayatının yararının çok az olduğunu tebliğ ederek, asıl yurtları olan ahiret için çalışmalarını emretmiştir.
Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız." (Nisa Suresi 77)
Aynı şey Allah'ın emri olan her konu için geçerlidir. Allah'ın beğendiği ahlakı insanlara anlatmak, Müslümanlara fayda sağlamak, dine hizmet etmek belki kimi zaman insanın nefsi ile çatışabilir. Müslümanın yerine göre fedakarlık yapması gerekebilir. Ama Allah'ın rızasını kazanma amacı ile yaşayan gerçek bir mümin için böyle anlar büyük birer fırsattır. Çünkü çok kısa olan dünya hayatında şeytanın kayıp gibi göstermeye çalıştığı fedakarlıklar, ahirette insana büyük fayda getirecektir.
Dünyada Sahip Olduklarına Allah'ın Rızasından Daha Çok Değer Veren İnsanlara Allah'ın Azabını Hatırlatmıştır
Dünya Allah'ın insanları imtihan ettiği bir yerdir ve insanın sahip olduğu herşey ona Allah kendisini denemek için vermiştir. İnsanın bu gerçeği bilerek şükretmesi ve sahip olduğu şeylerle yalnızca Allah'ın rızasını kazanmaya çalışması gerekir. Oysa birçok insan sahip olduklarını Allah'a ortak koşar. Hz. Muhammed (sav) bu insanları Allah'ın azabı ile uyarmıştır:
De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cehd etmekten (çaba harcamaktan) daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)
İnkar Edenlerin Mutlaka Yenilgiye Uğrayacaklarını Bildirmiştir
Dünya tarihi boyunca inkar edenler iman edenlere karşı sonuçsuz bir mücadele vermişlerdir. Bu mücadele iman edenlerin Allah'a olan imanlarını ve Allah Katı'ndaki derecelerini artırırken, inkar edenlere büyük bir kayıp olarak dönmüştür. Allah hiçbir inkarcı topluluğunun müminlere zarar vermesine izin vermemiştir. Eğer inkarcılar bir başarı kazanıyor gibi görünse de bunu mutlaka müminlerin hayrına çevirmiştir. Allah'ın pek çok ayetinde belirttiği gibi, her zaman üstün gelenler Maide Suresi'nde bildirilen "Allah'ın taraftarları"dır. Bu inkarcıların dünyada karşılaşacakları bir yenilgidir. Ahirette ise bu insanlar yaptıklarının karşılığını sonsuza kadar kalacakları cehennem azabı ile alacaklardır. Allah Hz. Muhammed (sav)'e, inkar edenlere şöyle söylemesini emretmiştir:
İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran Suresi, 12)
Hatırlayıp Öğüt Almaları İçin Kavmine Kendilerinden Önce İnkar eden Kavimlerin Uğradığı Sonu Hatırlatmıştır
Daha önce söz edilen peygamberlerin yaşamlarında da görüldüğü gibi, dünya tarihi boyunca Allah'ın elçisine karşı direnmiş olan tüm kavimler, tevbe edip durumlarını düzeltmemeleri durumunda büyük bir azap ile karşılık görmüşlerdir. Elbette bu durum, geride kalanların düşünüp, öğüt almalarını, onların başlarına gelenin kendilerine de gelmemesi için korkup sakınmalarını gerektirir. Bu nedenle Hz. Muhammed (sav), kavmini geçmiş toplulukların başına gelenleri düşünmeye ve bundan öğüt almaya davet etmiştir:
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün" (Neml Suresi, 69)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün." (Enam Suresi, 11)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, böylece daha öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görün. Onların çoğu müşrik kimselerdi." (Rum Suresi, 42)
Kavmine Kesin Olarak Ölümden Kaçışın Olmadığını Hatırlatmıştır
Ahirete inanmayan insanların en büyük korkularından biri ölüm korkusudur. Bu insanlar ölümü kendilerinden uzaklaştırabilmek için her yolu denerler. Oysa her insan için Allah Katı'nda belirlenmiş bir ölüm vakti vardır ve o an geldiğinde kişi hiçbir erteleme yapamaz. Bu nedenle Hz. Muhammed (sav), kavmine ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar kesin olarak öleceklerini hatırlatmıştır:
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız." (Ahzap Suresi, 16)
De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz." (Sebe Suresi, 30)
Kavmine Ölümün Bir Son Olmadığını, Aksine Allah'a Dönüş Olduğunu Tebliğ Etmiştir
Cahiliye toplumlarında birçok insan ölüm ile herşeyin biteceğini zanneder. Oysa ölüm insanın gerçek hayatının başladığı andır. Sanılanın aksine bir bitiş değil, bir başlangıçtır. İnsanlar ölümün ardından Allah'ın karşısında hesap verecek ve bu hesap anından sonra sonsuza kadar kalacakları mekana sevk edileceklerdir. Hz. Muhammed (sav) kavmine bu gerçeği şöyle hatırlatmıştır:
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız." (Secde Suresi, 11)
Kıyametin Ne Zaman Kopacağını Allah'tan Başka Kimsenin Bilmediğini bildirmiştir
İnsanların merak ettiği konulardan birisi kıyamet saatinin ne zaman geleceğidir. Oysa Allah kıyametin saatini Kendisinden başka kimsenin bilemeyeceğini bildirmiş ve Hz. Muhammed (sav)'e bu konuda kendisine sorulan sorulara şöyle cevap vermesini emretmiştir:
İnsanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın Katı'ndadır." Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir. (Ahzap Suresi 63)
De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" (Cin Suresi, 25)
Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem." (Enbiya Suresi, 109)
İnkar Edenlere Yeniden Dirileceklerini Tebliğ Etmiştir
Asıl hayatın dünyada sürdürdükleri yaşam olduğunu düşünen inkarcılar, Hz. Muhammed (sav)'e tekrar dirileceklerine inanmadıkların söylemişlerdir. Bunun üzerine Allah, Hz. Muhammed (sav)'e şu şekilde cevap vermesini emretmiştir:
Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" De ki: "İster taş olun, ister demir." "Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek yakında." (İsra Suresi, 49-51)
Allah'a ve Elçisine Karşı Büyüklenerek Ahireti İnkar Edenlerin, Kıyamet Gününde Allah'a Boyun Eğerek Dirileceklerini Bildirmiştir
İnkar edenler, kendilerinden başka bir varlığa boyun eğmek gururlarına ağır geldiği için Allah'ın varlığını inkar eder ve elçiye tabi olmazlar. Oysa kıyamet gününde dirilecek, Allah'ın büyüklüğünü, gücünü ve onlara sunacağı azabı göreceklerdir. Bu nedenle Allah Hz. Muhammed (sav)'e "tekrar mı dirileceğiz" diye soran inkarcılara şu şekilde buyurmuştur:
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" "Veya önceki atalarımız da mı?" De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (Saffat Suresi, 16-18)
Allah'ın Ayetlerine İman Etmeyenlere Cehenneme Gideceklerini Söyleyerek Onları Uyarmıştır
İnkar edenler Kuran ahlakının kendilerine tebliğ edilmesinden dolayı son derece büyük bir kin ve öfke duymuşlardır. Kuran'da bu kişilerin içlerinde iman edenlere karşı ne kadar büyük bir kin besledikleri haber verilmiştir. Allah Hz. Muhammed (sav)'e bu insanlara şöyle söylemesini emretmiştir:
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkar edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır." (Hac Suresi, 72)
Ayette görüldüğü gibi, Hz. Muhammed (sav), inkarcıların bu kinlerine karşılık hiçbir sonuç alamayacaklarını, aksine ebedi bir azapla karşılık göreceklerini bildirmiştir. Ayrıca Allah'a ve elçisine başkaldıranların cehennemde sonsuza kadar kalacaklarını da bir başka ayette şöyle haber vermiştir:
(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah'a ve O'nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır. (Cin Suresi, 23)
Cehennemin Sonsuza Kadar Kalınacak Bir Azap Yeri Olduğunu Bildirmiştir
Kavmin inkarcıları bir müddet cehennemde kalsalar bile sonra cennete gideceklerini iddia etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav) ise cehennemi hak eden inkarcıların sonsuza kadar orada kalacaklarını şöyle tebliğ etmiştir:
Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katı'ndan bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 80-82)
Allah'tan Korkup Sakınanların Cennette Gideceklerini Haber Vermiştir
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katı'nda, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)
Hz. Muhammed (sav) Kavmine Adaletli Olmalarını Emretmiştir
De ki: "Rabbim adaletle davranmayı emretti..." (Araf Suresi, 29)
İnsanı Her Türlü Sıkıntıdan Kurtaranın Allah Olduğunu Tebliğ Etmiştir
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız." (Enam Suresi, 63-64)
Hz. Muhammed (sav) Kitap Ehlini de Şirk Koşmadan Yalnızca Allah'a İbadet Etmeye Çağırmıştır
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
En Güzel İsimlerin Allah'ın Olduğunu ve Allah'ı Bu İsimleriyle Tesbih Etmemizi Bildirmiştir
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et. (İsra Suresi, 110-111)

HZ. İSA (A.S.)


Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. (Maide Suresi, 46)
Hz. İsa Allah'ın kitap verdiği elçilerinden biridir. Hz. İsa babasız olarak dünyaya gelmiştir. Bu, onun yaşamındaki mucizelerden biridir. Doğumundan itibaren tüm yaşamı boyunca kendisine pek çok mucize verilen Hz. İsa'nın yaratılışı Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:
Şüphesiz, Allah Katı'nda İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. Gerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma. (Al-i İmran Suresi, 59-60)
Hz. İsa Daha Beşikteyken Allah'ın Kulu ve Elçisi Olduğunu Bildirmiş ve İnsanlara Allah'ın Kendisine Verdiği Nimetleri Saymıştır
Hz. İsa daha beşikte iken Allah'ın takdiri ile büyük bir mucize göstermiş ve konuşmaya başlamıştır. Hz. İsa insanlara elçilik görevini şu şekilde tebliğ etmiştir:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." "Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri hak söz. (Meryem Suresi, 30-34)
Hz. İsa Geliş Amacını da Kavmine Haber Vermiştir
Allah'tan uzak yaşayan toplulukların önemli bir özellikleri de kendi içlerinde anlaşamamaları, ortak bir noktada birleşememeleri ve sürekli bir ihtilaf halinde olmalarıdır. Yaşadıkları ahlakın temeli Allah korkusuna dayalı olmadığı için bu çatışma hemen hemen her konu için geçerlidir. Allah elçilerini bu kavimlere aralarındaki ihtilafı çözmesi, onları alternatifsiz tek doğru olan hak dine iletmesi için göndermiştir. Hz. İsa da kavmine geliş amacının, aralarındaki ihtilafı kaldırmak olduğunu şöyle bildirmiştir:
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin." (Zuhruf Suresi, 63)
Hz. İsa Yanında Bulunan Havarilerine Allah'tan Korkup Sakınmalarını Öğütlemişti
Hz. İsa'nın havarileri Allah'a iman ettiklerini söyleyen, elçilerinin yanında yer alan kişilerdi. Ancak daha sonra Hz. İsa'dan kendilerine bir mucize göstermesini istemişlerdi. Ve "Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" (Maide Suresi, 112) demişlerdi. Elbette bir insanın Allah'a iman etmesi için mucize görmesine gerek yoktur. Çünkü O'nun varlığı apaçık bir gerçektir. Bundan dolayı Hz. İsa Havarilerin bu isteğine şöyle cevap vermişti:
�O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının" demişti. (Maide Suresi, 112)
Ancak Havariler, Allah'tan gelecek bu belgeyi kalplerinin tatmin olması için istedikleri söyleyince Hz. İsa da Allah'a dua ederek kendilerine gökten bir sofra indirmesini istemiştir. Konu ile ilgili ayetler şu şekildedir:
(Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi. Meryemoğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (Maide Suresi, 113-114)
Meryemoğlu İsa, Kendisinden Sonra Gelecek Olan Elçiyi Kavmine Müjdelemiştir
Bilindiği gibi Hz. İsa'dan sonra gelen elçi Hz. Muhammed (sav)'dir. Hz. Muhammed (sav)'in diğer adı Ahmed'tir. Hz. İsa İsrailoğulları'na kendisinden sonra gelecek olan elçiyi söyle haber vermiştir:
Hani Meryemoğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti�(Saf Suresi, 6)
Hz. İsa Kavmini Allah'tan Korkup Sakınmaya ve O'na Kulluk Etmeye Davet Etmiştir
Hz. İsa da Allah'ın tüm elçileri gibi kavmine Allah'ın varlığını, herşeyin Yaratıcısı olduğunu, her türlü kusurdan münezzeh ve en güzel sıfatların sahibi olduğunu, O'nun sonsuz kudret ve adalet sahibi olduğunu tebliğ etmiştir. Ve diğer elçiler gibi kavmini Allah'tan korkup sakınmaya, O'na ibadet etmeye davet etmiştir:
"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin." "Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." (Ali-İmran Suresi, 50-51)
"Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." (Zuhruf Suresi, 64)

HZ. SÜLEYMAN (A.S.)



Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 30)
Şüphesiz, onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 40)
Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik�(Enbiya Suresi, 79)
Hz. Süleyman, mirasçısı olduğu Hz. Davud gibi Allah'ın kendisine verdiği maddi, manevi nimetlerle üstün kılınmış bir peygamberdir. Allah'ın yolunda kullanmak için dünyada hiç kimseye nasip olmayan bir zenginliğe sahip olmayı dilemiştir ve Allah onun bu duasına karşılık vermiştir. Fırtına biçiminde esen rüzgar, erimiş bakır madeni, cinler onun emrine verilmiştir. Allah'ın Hz. Süleyman'a verdiği nimetleri bildirdiği ayetlerden bazıları şu şekildedir:
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır. (Sebe Suresi, 12-13)
Sahip olduğu herşeyin Allah'ın kendisine verdiği birer nimet olduğunu bilen Hz. Süleyman, bunları Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla istediğini ise şöyle ifade etmiştir:
Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar. "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. (Sad Suresi, 31-33)
Hz. Süleyman'ın bu sözleri tüm insanlar için bir örnektir. İman eden her insan yeryüzündeki herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu, sahip olduklarını kendisine Allah'ın nimet olarak verdiğini bilir. Bu yüzden gördüğü her güzellik karşısında tıpkı Hz. Süleyman gibi Allah'ı zikreder, O'na şükreder. Ama kesinlikle dünyada gördüğü şeylerin geçici birer nimet olduğunu, bunların asıllarının kendisine sonsuza kadar sürecek ahiret hayatında verileceğini de unutmaz.
Hz. Süleyman Sebe Kavmini Allah'a İman Etmeye Davet Etmiştir
Kuran'da Hz. Süleyman'ın güneşe tapan bir kavim olan Sebe'nin kadın hükümdarına tebliğ yaparken uyguladığı yöntemleri bildirilmiştir. Hz. Süleyman'a tabi olan Hüdhüd bu kavim hakkında haber getirdiğinde Hz. Süleyman ilk olarak bir mektup göndererek onları hak dine çağırmıştır.
Hz. Süleyman yolladığı mektupta, söz konusu kavmi, Allah'a iman etmeye ve kendisine teslim olmaya davet etmiştir. Mektubu alan Sebe Melikesi kavminin önde gelenlerine Allah'a çağıran mektubun içeriğini şu şekilde açıklamıştı:
(Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı. "Gerçek şu ki, bu Süleyman'dandır ve şüphesiz Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyladır. Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır). Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim." Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız). (Neml Suresi, 29-33)
Hz. Süleyman'ın gücü ve kararlılığı mektupta kullandığı ifadeden rahatlıkla anlaşılmaktadır. Sebe yöneticileri eğer Hz. Süleyman'ın emrine karşı gelirlerse büyük zarara uğrayacaklarını kavramışlar, ancak öncelikle kendisine bir hediye göndererek Hz. Süleyman'ı denemek istemişlerdir.
Hz. Süleyman Allah'ın Kendisine Verdiklerinin Onlardan Gelecek Her Şeyden Daha Hayırlı Olduğunu Belirtmiştir
Güç ve onur sahibi olan Hz. Süleyman, Sebe Melikesi'nin gönderdiği hediyeleri kabul etmemiş, bu konuda son derece kesin bir tavır sergilemiştir. Konu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
... "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip övünebilirsiniz" dedi. (Neml Suresi, 36)
Hz. Süleyman bu sözleriyle Allah'ın rızasını hiçbir dünyevi çıkara tercih etmeyeceğini göstermiştir. Hz. Süleyman'ın hiçbir şeye tamah etmeyen bu tavrı önemli bir üstünlüktür. Ve müminlerin örnek alması gereken güzel bir iman özelliğidir.
Hz. Süleyman İnsanları Allah'ın Dinine Yöneltebilmek İçin Farklı Yöntemler Denemiştir
Hz. Süleyman, Sebe halkının Müslüman olmasını istemektedir. Sarayına gelecek olan kadın hükümdara, Allah'ın kendisine verdiği gücü göstermek ve bununla Sebe kavminin hidayetine vesile olmak için farklı bir yol denemiştir. Hz. Süleyman yardımcılarından Sebe Melikesi'nin tahtını kendisine getirmelerini istemiştir.
(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. (Neml Suresi, 38)
Bu konuda Hz. Süleyman'a verilen cevap şöyle olmuştur:
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim..." (Neml Suresi, 40)
Ve Hz. Süleyman bir anda tahtı yanında görmüştür. Sahip olduğu herşeyi Allah'ın kendisini denemek için verdiğini bilen Hz. Süleyman tahtı gördüğünde bunun Allah'tan bir deneme olarak yaratıldığını şöyle anlatmıştır:
"Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ihtişacı olmayan)dir, Kerim olandır. (Neml Suresi, 40)
Sebe Melikesi geldiği zaman gördüğü mucizeden ve Hz. Süleyman'ın sarayındaki ihtişamdan etkilenerek tevbe etmiş ve imana yönelmiştir. Hz. Süleyman ile aralarında geçen konuşmalar Kuran'da şöyle bildirilmiştir.
Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak? Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi. Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml Suresi, 41-44)
Hz. Süleyman'ın Sebe kavmine yaptığı tebliğinden anlaşılacağı gibi resuller sahip oldukları tüm güç ve imkanları insanların bir olan Allah'a iman etmesine vesile olmak amacıyla kullanmışlardır.

HZ. DAVUD (A.S.)



Allah'ın kendisine kitap verdiğini bildirdiği elçilerinden birisi Hz. Davud'dur. Hz. Davud, yaşamının her anında, karşılaştığı tüm olaylarda Allah'ı zikreden, O'ndan istekte bulunan, yardım dileyen, bir ayette bahsedildiği gibi "her tutum ve davranışında Allah'a yönelip dönen" bir peygamberdi. Allah'ın kendisine mülk, hikmet ve anlatım çarpıcılığı vererek insanların çoğundan üstün kıldığı bir kuluydu. Allah Kuran'da Hz. Davud'a hem maddi hem de manevi olarak büyük bir güç verdiğini bildirmiştir. Öyle ki, Hz. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağlara ve kuşlara boyun eğdirmiştir (Enbiya Suresi, 79). Bunlardan anlaşılacağı gibi Hz. Davud, çok az insanın sahip olabileceği ilimlere sahipti.
Allah, pek çok yönden üstünlük verdiği Hz. Davud'a, kendisini yeryüzünde halife kıldığını bir ayette şöyle bildirmiştir:
Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır. (Sad Suresi, 26)
Hz. Davud İnsanlara Birbirlerinin Haklarına Tecavüz Etmemelerini Emretmiştir
Allah'ın kendisine güç ve basiret verdiği Hz. Davud, tüm resuller gibi kavmini Allah'a iman etmeye davet etmiştir. Allah Hz. Davud'un adaletini, asla doğrudan taviz vermeden hükmetmesini müminlere örnek göstermiştir. Hz. Davud'un, kendisine, aralarında hükmetmesi için başvuran iki davacı hakkındaki adil tavrı müminlere örnek teşkil etmektedir:
Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı. Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet. Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi." (Sad Suresi, 21-23)
Hz. Davud'un kendisine gelen bu davacılara cevabı şöyle olmuştur:
(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır..." (Sad Suresi, 24)
Hz. Davud da diğer resuller gibi insanları Allah'ın emirleri doğrultusunda yaşamaya çağırmıştır. Yukarıdaki ayet bunun bir örneğidir. Hz. Davud, kendisine gelen davacılara birbirlerinin haklarına tecavüz etmemelerini öğütledikten sonra onlara, bunun ancak gerçekten iman eden kulların taşıdığı bir ahlak olduğunu hatırlatmıştır.
Aynı ayetin devamında, her tavrında Allah'a yönelen Hz. Davud'un, burada verdiği karardan sonra da O'na yönelip döndüğü şu şekilde bildirilmiştir:
�Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-döndü.
Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 24-25)
Allah'ın kendisini karşısına çıkan her olayda denediğini, yaptığı her işte O'nun rızasını gözetmesi gerektiğini bilen, üstün ahlak sahibi Hz. Davud'un bu davranışı müminler için çok güzel bir örnektir. İman eden her insan Kuran'da örnek gösterilen bu davranışı örnek almalı, yaptığı herşeye Allah'ın şahit olduğunu, hesap günü yaptıklarından sorguya çekileceğini unutmamalıdır.
Kuran'da Hz. Davud İle İlgili Diğer Ayetler
Sen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi. (Sad Suresi, 17)
Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (Sad Suresi, 20)
Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 25)
Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler. (Neml Suresi, 15)
Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık. (Sebe Suresi, 10)

HZ. HARUN (A.S.)


Allah Hz. Musa'ya Firavun'a gidip ona tebliğ yapmasını söylediğinde Hz. Musa Allah'tan bir yardımcı istemiştir. Allah kendisini kardeşi Hz. Harun ile desteklemiştir. Hz. Harun, Hz. Musa'nın kavmine karşı verdiği mücadele sırasında ona destek olmuştur. Allah Hz. Musa'yı kendisine tabi olanlarla birlikte, Firavun'un adamlarından kurtardıktan sonra, Hz. Musa bir müddet kavminden ayrılmış ve ayrılırken de yerine kardeşi Hz. Harun'u bırakmıştır. Ancak Hz. Musa aralarından ayrıldıktan sonra kavmi Samiri isimli kişinin önderliğinde bir buzağı heykeli yapıp ona tapmaya başlamıştır.
Kavmini Girdikleri Yanlış Yoldan Kurtarmak İsteyen Hz. Harun, Kavmine Gerçek İlahlarının Allah Olduğunu Hatırlatmıştır
Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah); şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti. (Taha Suresi 90)
Ancak kavmi Hz. Musa gelene kadar buzağıya tapacaklarını söyleyerek inkarda ısrarla direnmişlerdir:
Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız." (Taha Suresi, 91)
Hz. Musa Tur Dağı'nda bulunduğu sırada Allah ona kavminin durumunu haber vermiştir. Bunun üzerine kavmine geri dönen Hz. Musa ile Hz. Harun arasındaki konuşmalar şu şekildedir:
Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi. (Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın." (Araf Suresi, 150-151)

HZ. MUSA (A.S.)



Kuran'da Hz. Musa'dan pek çok ayette bahsedilir. Onun karşılaştığı olaylar, kavmine yaptığı tebliğ, sahip olduğu üstün ahlak, Allah'a olan imanı ve teslimiyeti, samimiyeti birçok ayetle müminlere bildirilmiştir. Hz. Musa ile ilgili bu ayetleri okuyan müminlere düşen de, Allah'ın, pek çok yönden üstün kıldığı bu resulünü örnek almak, onun kendi döneminde çevresindekilere tavsiye ettiklerini uygulamaya çalışmaktır.
Hz. Musa Firavun'a, Allah'ın Elçisi Olduğunu ve Kendisine Tabi Olursa Hidayet Bulacağını Bildirmiştir
Hz. Musa ilk olarak-Allah'ın emri ile-kavmin başında bulunan Firavun'a tebliğe gitmiştir. Firavun, o dönemde kendi ilahlığını ilan etmiş, son derece azgın bir insandır. (Allah'ı tenzih ederiz) Ve halkı da sahip olduğu maddi güç nedeniyle ona tamamıyla boyun eğmiş durumdadır. Allah, Hz. Musa'ya Firavun'a gidip onu hak yola çağırmasını ve şöyle söylemesini bildirmiştir:
Haydi ona gidin de deyin ki: "Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir." (Taha Suresi, 47-48)
Başka bir ayette Allah, Hz. Musa'ya verdiği emri şöyle bildirmiştir:
Firavun'a git; çünkü o, azdı. Ona de ki: "Temizlenmek ister misin? Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun." (Naziat Suresi, 17-19)
Allah'ın vahyi üzerine kardeşi Hz. Harun ile Firavun'a giden Hz. Musa, Allah'ın emrettiklerini Firavun'a tebliğ etmiş ve ona şöyle söylemiştir:
Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim. Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder." (Araf Suresi, 104-105)
Hz. Musa Firavun'a Allah'ın Her Şeyi Yarattığını ve Her Şeyin Bilgisine Sahip Olduğunu Bildirmiştir
Hz. Musa Allah'ın emri üzerine Firavun'a gittiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:
(Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?" Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?" (Musa) Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katı'nda bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." (Taha Suresi, 49-52)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, Hz. Musa Allah'ın varlığını anlattığı sırada kendisine yöneltilen sorulara son derece hikmetli cevaplar vermiştir. Öncelikle herşeyin Yaratıcısının Allah olduğunu söyleyerek, ardından da Allah'ın üstün sıfatlarını bildirerek karşısındaki kişiye Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü tebliğ etmiştir.
Hz. Musa Allah'ın Herşeyin Rabbi Olduğunu Tebliğ Etmiştir
Hz. Musa Firavun'a karşı 'ın sonsuz gücünü şöyle tebliğ etmiştir:
Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?" Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?" (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."(Şuara Suresi, 23-26)
"Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi. (Musa) (Şuara Suresi, 28)
Hz. Musa, Allah'a Karşı Yalan Uyduran Firavun'u ve Büyücülerini Allah'ın Azabı ile Uyarıp Korkutmuştur
Hz. Musa'nın kendisini hak dine davet etmesi, Allah'ın tek ilah olduğunu anlatması üzerine Firavun, tüm inkarcılar gibi zorbalığa başvurmaya kalkışmıştır. Firavun, eğer kendisinden başka bir ilah edinirse onu hapse atacağını söyleyerek, Hz. Musa'yı tehdit etmiştir. Bu konuda Hz. Musa ile Firavun arasında geçen konuşmalar şu şekildedir:
(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" (Şuara Suresi, 29-30)
Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeye karşı Firavun yine de ısrarla inkar etmiş ve onu bu sefer büyücülükle suçlamıştır. Ardından büyücüleri çağırıp, eğer Hz. Musa'ya üstün gelirlerse kendilerini ödüllendirmeyi vaat etmiştir. Belirlenen bir vakitte Hz. Musa ile büyücüler karşı karşıya gelmişlerdir. Hz. Musa ilk olarak büyücülerle konuşmuş ve onları yaptıklarından dolayı Allah'ın azabına karşı uyarmıştır:
Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir." (Taha Suresi, 61)
Hz. Musa Sihirbazlara Allah'ın Onların Büyülerini Geçersiz Kılacağını Önceden Haber Vermiştir
Diğer resullerin yaşamlarında da örneklerini gördüğümüz gibi, Allah her zaman iman eden insanları koruyacağını, inkarcıların onlara hiçbir zaman zarar veremeyeceklerini müjdelemiştir. Buluşma zamanı geldiğinde Hz. Musa Allah'ı inkar edenlerin müminlere karşı yaptıkları faaliyetlerin onlara zarar vermeyeceğini şöyle bildirmiştir:
... "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez. Allah suçlu günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir." (Yunus Suresi, 81-82)
Buna rağmen büyücüler yapacakları işte ısrarlı davranıp, Hz. Musa'ya karşı mücadele etmişler ve ellerindeki tüm imkanları kullanmışlardır. Konu ile ilgili ayetler şöyledir:
Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın." Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler. (Şuara Suresi, 43-44)
Bunun üzerine Allah Hz. Musa'ya şöyle vayhetmiştir:
Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz. (Taha Suresi, 69)
Gerçekten de Hz. Musa asasını bıraktığında Allah'ın vaadi gerçekleşmiştir:
Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor. Anında büyücüler secdeye kapandılar. ve: "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. (Şuara Suresi, 45-47)
Hz. Musa Firavun'un Ölüm Tehdidine Karşılık Allah'a Dayanıp Güvendiğini Söylemiştir
Elbette mevcut düzeninin bozulması, menfaatleriyle çatıştığı için Firavun'un hoşuna gitmemiştir. Kendi çıkarlarını kaybetmemek için Hz. Musa'yı öldürmek istemiş ve "... Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mümin Suresi, 26) demiştir.
Firavun'un ölüm tehdidine karşı Hz. Musa -diğer resullerde de örneklerini gördüğümüz- kesin bir kararlılık göstermiş ve şöyle bir cevap vermiştir:
Musa dedi ki: "Gerçekten ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım." (Mümin Suresi, 27)
Hz. Musa Firavun ve Çevresine Zulmedenlerin Asla Kurtuluşa Eremeyeceklerini Haber Vermiştir
Firavun ve çevresindekiler, Allah'ın Hz. Musa'ya verdiği mucizeleri birer büyü olarak nitelendirmişlerdir. Hz. Musa, kendisine büyücülük iftirası atan ve "biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" diyen bu kimselere, "... Rabbim, kimin Kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu yurdun sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar" (Kasas Suresi, 37) diyerek cevap vermiştir.
Allah Kuran'da vicdanları kabul ettiği halde gurur ve büyüklenmeleri nedeniyle Allah'ın ayetlerini görmezden gelen insanların varlığını bildirmiştir. Firavun da bu insanların en azgın olanlarından biridir. Hz. Musa kendisine apaçık deliller getirdiği halde, o bunları görmezden gelmiştir.
Hatta Firavun taraftarları başlarına felaketler gelince -inanmadıklarını söyledikleri halde- Hz. Musa'dan kendileri için Allah'a dua etmesini istemişler ve istekleri gerçekleştiği takdirde iman edeceklerini söylemişlerdir. (Araf Suresi, 130-135)
Hz. Musa, boş bir gurur ve büyüklenme içinde gerçekleri gözardı eden Firavun'a seslenerek azaba karşı onu şöyle uyarmıştır:
Andolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti. O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti. (İsra Suresi, 101-102)
Hz. Musa Kavmine Sabrı ve Tevekkülü Öğütlemiştir
Hz. Musa, Firavun'un iftira ve saldırılarına karşı müminlere sabırlı olmalarını söylemiş ve Allah'ın iman edenleri mutlaka inkar edenlere karşı başarıya ulaştıracağını müjdelemiştir:
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 129)
Yine başka bir ayette Hz. Musa'nın kavmine tevekküllü olmalarını öğütlediği şöyle bildirilmektedir:
Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin." (Yunus Suresi, 84)
Hz. Musa'nın tavsiye ettiği şekilde bir zorlukla karşılaşıldığında sabırlı ve tevekküllü davranmak, bu güvenli ruh hali sayesinde akılcı kararlar almak, itidalli tavırlar göstermek her zaman iman edenlere başarı kazandırır.
Hz. Musa Tevekkülüyle Kavmine Örnek Olmuştur
Hz. Musa kendisine tabi olan müminlerle birlikte, Allah'ın emri üzerine Firavun'un kavminden ayrılmıştır. Firavun da ordusu ile birlikte onları izlemeye koyulmuştur. Deniz kenarına geldiklerinde Hz. Musa'nın yanındakiler kaçacak yerleri olmadığını düşünmüş ve bundan dolayı "... gerçekten yakalandık... " (Şuara Suresi, 61) demişlerdir. Ancak Hz. Musa bu durumda da tevekkülüyle örnek olmuştur. Yanındaki kişilere Allah'ın kendilerine mutlaka yardım edeceğini bildirmiştir:
(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." (Şuara Suresi, 62)
Hz. Musa'nın zorluk anında gösterdiği bu kararlı tavır elbette tüm Müslümanlara önemli bir yol göstermektedir. Bir insan ne kadar zor şartlarla karşı karşıya olursa olsun, herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu, O'nun dilediği şekilde gerçekleştiğini asla unutmamalıdır.
Nitekim bu derin imanın karşılığında Allah, Hz. Musa'ya asası ile denize vurmasını emretmiştir. Deniz ortadan ikiye ayrıldığında inananlar karşı tarafa geçmişlerdir. Firavun da ordusuyla birlikte onları takip etmek istemiş ancak onlar geçerken su yükselmiş ve topluca boğulmuşlardır. Elbette bu olay, Allah'ın iman edenler üzerindeki yardımının açık bir örneğidir. Hz. Musa, Allah'tan başka ilah arayan kavmine Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatarak, cahillik etmemeleri konusunda onları uyarmıştır.
İsrailoğulları Hz. Musa ile birlikte denizden geçtikten sonra putlara tapan bir topluluğa rastlamışlardır. Bunun üzerine kavmi Hz. Musa'ya "sen de bize bir ilah yap" diyerek ne denli çarpık bir iman anlayışı içinde olduklarını göstermişlerdir. Hz. Musa kavmine Allah'tan başka ilahlara tapanların içinde bulundukları durumu anlatmış ve nankörlük etmemeleri için Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatmıştır:
�"O" (Musa): "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. "Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir. O sizi alemlere üstün kılmışken, ben size Allah'tan başka bir ilah mı arayacağım? Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı." (Araf Suresi, 138-141)
Allah insanlara saymakla bitmeyecek kadar fazla nimet vermiştir. İnsanın düşünebilmesi, konuşabilmesi, görebilmesi, çevresindeki güzellikler, dünyanın tam onun ihtiyacına yönelik olarak yaratılmış olması ve saymakla bitiremeyeceğimiz binlerce, milyonlarca nimet�Bu nimetlere şükretmek müminler için bir ibadettir. Bunları düşünüp, Allah'ın kendi üzerindeki rahmetini görebilen insanın Rabbimize olan bağlılığı artar. Böyle bir kişi, kendisine bu nimetleri sunan Allah'a karşı asla nankörlük yapamaz. Bu sebeple elçiler kavimlerine Allah'ın nimetlerini hatırlatmış ve Allah'ın emri gereği bu nimetleri anmalarını bildirmişlerdir. Hz. Musa da kavmine Allah'ın onlara verdiği nimetleri anmalarını şöyle hatırlatmıştır:
Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi." (Maide Suresi, 20)
Hz. Musa Allah'ın Verdiği Nimetlere Karşı Nankörlük Eden Kavmini Uyarmıştır
Allah İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden kurtardıktan sonra, onlara maddi ve manevi yönden birçok nimet vermiştir. Kuran'da onlara verilen nimetler şöyle bildirilmiştir:
Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler. Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız." (Bakara Suresi, 57-58)
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (Bakara Suresi, 60)
Ancak kavmi nankörlük etmiş, Hz. Musa'ya bir çeşit yemeğe katlanamayacaklarını, bundan dolayı Hz. Musa'nın Allah'a yalvararak kendileri için bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan istemesini söylemişlerdir. Kavminin bu nankör tavrına karşı Hz. Musa şöyle söylemiştir.
�(O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. (Bakara Suresi, 61)
Hz. Musa ile ilgili bu kıssada gördüğümüz gibi, Allah'ın elçileri insanlara daima ellerindeki nimetlere şükretmelerini, nankörlük ederlerse bunun sonucunda bir azapla karşılaşabileceklerini hatırlatmışlardır. Elbette onların bu uyarısı her dönem için geçerlidir. Allah, Rezzak (rızık veren)'tır; insanlara sayısız nimet vermekte ve bunların karşılığında da şükredilmesini emretmektedir. Aksi bir tavır gösterenler ise geçmişteki nankör kavimlerin başlarına gelenin bir benzeri ile karşılaşmaktan çekinmelidirler. Hz. Musa doğru yoldan sapan kavmine Allah'ın vaadini ve azabını hatırlatmış, onları derhal tevbe etmeye çağırmıştır.
Hz. Musa Allah'ın emri üzerine Tur Dağı'na gitmek için kavminden bir müddet ayrılmış, bu sırada yerine kardeşi Hz. Harun'u bırakmıştır. Ancak Hz. Musa'nın yokluğunda hemen zayıflık gösteren halkı, içlerinde bulunan Samiri denilen bir kişiye uymuş ve kendilerine bir buzağı heykeli yaparak ona tapmaya başlamıştır. Bunun üzerine Hz. Musa kavmine dönmüş ve şunları hatırlatmıştır:
�Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" (Taha Suresi, 86)
Hz. Musa bu hatırlatmasından sonra kavmini tekrar tevbe etmeye davet etmiştir. Yaptıkları hatayı onlara açıklamış, tevbe ederlerse kendileri için daha hayırlı olacağını bildirmiştir:
Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katı'nda sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 54)
Hz. Musa Kavmini Şirke Sapmaya Zorlayan Samiri'yi ve Putunu Hor ve Aşağılık Kılmış ve Allah'ı Yüceltmiştir
Dedi ki: "Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha Suresi, 97)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi, Hz. Musa insanları saptırmaya çalışan bozguncu bir kişiye karşı keskin bir önlem almıştır. Samiri'nin bir daha başka insanları saptırmasına izin vermeyecek şekilde onu bulunduğu yerden uzaklaştırmıştır. Ve yaptığı putu yakıp darmadağın etmiş, sonra da denize savurarak tamamen ortadan kaldırmıştır. Hz. Musa'nın bu davranışı bu tip konularda nasıl tedbir alınması gerektiğine de işaret etmektedir. Ayrıca ona dünyada ve ahirette karşılaşacağı azabı da haber vermiştir. Bunun ardından Hz. Musa Allah'ın tek ilah olduğunu hatırlatmıştır:
"Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98)