18 Nisan 2010 Pazar

HZ. İSA (A.S.)


Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. (Maide Suresi, 46)
Hz. İsa Allah'ın kitap verdiği elçilerinden biridir. Hz. İsa babasız olarak dünyaya gelmiştir. Bu, onun yaşamındaki mucizelerden biridir. Doğumundan itibaren tüm yaşamı boyunca kendisine pek çok mucize verilen Hz. İsa'nın yaratılışı Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:
Şüphesiz, Allah Katı'nda İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. Gerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma. (Al-i İmran Suresi, 59-60)
Hz. İsa Daha Beşikteyken Allah'ın Kulu ve Elçisi Olduğunu Bildirmiş ve İnsanlara Allah'ın Kendisine Verdiği Nimetleri Saymıştır
Hz. İsa daha beşikte iken Allah'ın takdiri ile büyük bir mucize göstermiş ve konuşmaya başlamıştır. Hz. İsa insanlara elçilik görevini şu şekilde tebliğ etmiştir:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." "Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri hak söz. (Meryem Suresi, 30-34)
Hz. İsa Geliş Amacını da Kavmine Haber Vermiştir
Allah'tan uzak yaşayan toplulukların önemli bir özellikleri de kendi içlerinde anlaşamamaları, ortak bir noktada birleşememeleri ve sürekli bir ihtilaf halinde olmalarıdır. Yaşadıkları ahlakın temeli Allah korkusuna dayalı olmadığı için bu çatışma hemen hemen her konu için geçerlidir. Allah elçilerini bu kavimlere aralarındaki ihtilafı çözmesi, onları alternatifsiz tek doğru olan hak dine iletmesi için göndermiştir. Hz. İsa da kavmine geliş amacının, aralarındaki ihtilafı kaldırmak olduğunu şöyle bildirmiştir:
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin." (Zuhruf Suresi, 63)
Hz. İsa Yanında Bulunan Havarilerine Allah'tan Korkup Sakınmalarını Öğütlemişti
Hz. İsa'nın havarileri Allah'a iman ettiklerini söyleyen, elçilerinin yanında yer alan kişilerdi. Ancak daha sonra Hz. İsa'dan kendilerine bir mucize göstermesini istemişlerdi. Ve "Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" (Maide Suresi, 112) demişlerdi. Elbette bir insanın Allah'a iman etmesi için mucize görmesine gerek yoktur. Çünkü O'nun varlığı apaçık bir gerçektir. Bundan dolayı Hz. İsa Havarilerin bu isteğine şöyle cevap vermişti:
�O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının" demişti. (Maide Suresi, 112)
Ancak Havariler, Allah'tan gelecek bu belgeyi kalplerinin tatmin olması için istedikleri söyleyince Hz. İsa da Allah'a dua ederek kendilerine gökten bir sofra indirmesini istemiştir. Konu ile ilgili ayetler şu şekildedir:
(Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi. Meryemoğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (Maide Suresi, 113-114)
Meryemoğlu İsa, Kendisinden Sonra Gelecek Olan Elçiyi Kavmine Müjdelemiştir
Bilindiği gibi Hz. İsa'dan sonra gelen elçi Hz. Muhammed (sav)'dir. Hz. Muhammed (sav)'in diğer adı Ahmed'tir. Hz. İsa İsrailoğulları'na kendisinden sonra gelecek olan elçiyi söyle haber vermiştir:
Hani Meryemoğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti�(Saf Suresi, 6)
Hz. İsa Kavmini Allah'tan Korkup Sakınmaya ve O'na Kulluk Etmeye Davet Etmiştir
Hz. İsa da Allah'ın tüm elçileri gibi kavmine Allah'ın varlığını, herşeyin Yaratıcısı olduğunu, her türlü kusurdan münezzeh ve en güzel sıfatların sahibi olduğunu, O'nun sonsuz kudret ve adalet sahibi olduğunu tebliğ etmiştir. Ve diğer elçiler gibi kavmini Allah'tan korkup sakınmaya, O'na ibadet etmeye davet etmiştir:
"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin." "Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." (Ali-İmran Suresi, 50-51)
"Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." (Zuhruf Suresi, 64)

HZ. SÜLEYMAN (A.S.)



Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 30)
Şüphesiz, onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 40)
Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik�(Enbiya Suresi, 79)
Hz. Süleyman, mirasçısı olduğu Hz. Davud gibi Allah'ın kendisine verdiği maddi, manevi nimetlerle üstün kılınmış bir peygamberdir. Allah'ın yolunda kullanmak için dünyada hiç kimseye nasip olmayan bir zenginliğe sahip olmayı dilemiştir ve Allah onun bu duasına karşılık vermiştir. Fırtına biçiminde esen rüzgar, erimiş bakır madeni, cinler onun emrine verilmiştir. Allah'ın Hz. Süleyman'a verdiği nimetleri bildirdiği ayetlerden bazıları şu şekildedir:
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır. (Sebe Suresi, 12-13)
Sahip olduğu herşeyin Allah'ın kendisine verdiği birer nimet olduğunu bilen Hz. Süleyman, bunları Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla istediğini ise şöyle ifade etmiştir:
Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar. "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. (Sad Suresi, 31-33)
Hz. Süleyman'ın bu sözleri tüm insanlar için bir örnektir. İman eden her insan yeryüzündeki herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu, sahip olduklarını kendisine Allah'ın nimet olarak verdiğini bilir. Bu yüzden gördüğü her güzellik karşısında tıpkı Hz. Süleyman gibi Allah'ı zikreder, O'na şükreder. Ama kesinlikle dünyada gördüğü şeylerin geçici birer nimet olduğunu, bunların asıllarının kendisine sonsuza kadar sürecek ahiret hayatında verileceğini de unutmaz.
Hz. Süleyman Sebe Kavmini Allah'a İman Etmeye Davet Etmiştir
Kuran'da Hz. Süleyman'ın güneşe tapan bir kavim olan Sebe'nin kadın hükümdarına tebliğ yaparken uyguladığı yöntemleri bildirilmiştir. Hz. Süleyman'a tabi olan Hüdhüd bu kavim hakkında haber getirdiğinde Hz. Süleyman ilk olarak bir mektup göndererek onları hak dine çağırmıştır.
Hz. Süleyman yolladığı mektupta, söz konusu kavmi, Allah'a iman etmeye ve kendisine teslim olmaya davet etmiştir. Mektubu alan Sebe Melikesi kavminin önde gelenlerine Allah'a çağıran mektubun içeriğini şu şekilde açıklamıştı:
(Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı. "Gerçek şu ki, bu Süleyman'dandır ve şüphesiz Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyladır. Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır). Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim." Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız). (Neml Suresi, 29-33)
Hz. Süleyman'ın gücü ve kararlılığı mektupta kullandığı ifadeden rahatlıkla anlaşılmaktadır. Sebe yöneticileri eğer Hz. Süleyman'ın emrine karşı gelirlerse büyük zarara uğrayacaklarını kavramışlar, ancak öncelikle kendisine bir hediye göndererek Hz. Süleyman'ı denemek istemişlerdir.
Hz. Süleyman Allah'ın Kendisine Verdiklerinin Onlardan Gelecek Her Şeyden Daha Hayırlı Olduğunu Belirtmiştir
Güç ve onur sahibi olan Hz. Süleyman, Sebe Melikesi'nin gönderdiği hediyeleri kabul etmemiş, bu konuda son derece kesin bir tavır sergilemiştir. Konu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
... "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip övünebilirsiniz" dedi. (Neml Suresi, 36)
Hz. Süleyman bu sözleriyle Allah'ın rızasını hiçbir dünyevi çıkara tercih etmeyeceğini göstermiştir. Hz. Süleyman'ın hiçbir şeye tamah etmeyen bu tavrı önemli bir üstünlüktür. Ve müminlerin örnek alması gereken güzel bir iman özelliğidir.
Hz. Süleyman İnsanları Allah'ın Dinine Yöneltebilmek İçin Farklı Yöntemler Denemiştir
Hz. Süleyman, Sebe halkının Müslüman olmasını istemektedir. Sarayına gelecek olan kadın hükümdara, Allah'ın kendisine verdiği gücü göstermek ve bununla Sebe kavminin hidayetine vesile olmak için farklı bir yol denemiştir. Hz. Süleyman yardımcılarından Sebe Melikesi'nin tahtını kendisine getirmelerini istemiştir.
(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. (Neml Suresi, 38)
Bu konuda Hz. Süleyman'a verilen cevap şöyle olmuştur:
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim..." (Neml Suresi, 40)
Ve Hz. Süleyman bir anda tahtı yanında görmüştür. Sahip olduğu herşeyi Allah'ın kendisini denemek için verdiğini bilen Hz. Süleyman tahtı gördüğünde bunun Allah'tan bir deneme olarak yaratıldığını şöyle anlatmıştır:
"Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ihtişacı olmayan)dir, Kerim olandır. (Neml Suresi, 40)
Sebe Melikesi geldiği zaman gördüğü mucizeden ve Hz. Süleyman'ın sarayındaki ihtişamdan etkilenerek tevbe etmiş ve imana yönelmiştir. Hz. Süleyman ile aralarında geçen konuşmalar Kuran'da şöyle bildirilmiştir.
Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak? Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi. Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml Suresi, 41-44)
Hz. Süleyman'ın Sebe kavmine yaptığı tebliğinden anlaşılacağı gibi resuller sahip oldukları tüm güç ve imkanları insanların bir olan Allah'a iman etmesine vesile olmak amacıyla kullanmışlardır.